|
||
| Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı |
TEKNOLOJİ VE KOMŞULUK
Bazen geçmiş ağıtlara gülünür, bazen de geçmiş gülüşlere ağlanır… Hiç de tuhaf gelmez bu durum insanoğluna… Çocukluğu boyunca geleceğe dair hayaller kuran insan, yaş ilerledikçe çocukluğuna dönmeye çalışıyor, bu durum da normal geliyor insana… Hep gözlerimiz geriye bakar oldu, eskiyi, geçmişi arar olduk. Bilhassa belli yaşa gelenlerin tek özlemidir geçmişe dönmek, ‘hey gidi günler’ diye geçirirler içlerinden. Artık eskiye dönülemeyeceğini bildikleri için, eski-yeni kıyaslaması ile avunur oldular. Neden peki? Teknolojinin onca gelişmesine rağmen, konforun, rahatlığın doruk noktalara ulaşmasına rağmen neden bu huzursuzluk? Geçmişe olan hasret? Her şey görkemli, ışıl ışıl.. Sokaklarda her şey insanlara yönelik. Her şey insanın ayağında. Artık öyle pazar pazar, sokak sokak da gezmeye gerek yok, bir binada toplanmış her şey. Kat kat merdiven mi, ona da çözüm; yürüyen merdivenler… Evler sokakların arasında,tek katlı,penceresi karanlığa bakmıyor, kat kat lüks daireler içinde.. Neden mutluluk vermiyor peki insanlara bu durumlar, bu rahatlık, bu görkemlilik? Samimiyetsizlik…? Her şeyi veriyor ama içinden veremiyor, mutluluk veremiyor. İşte bu nedendendir geçmişe olan hasret.. Teknolojiye paralel görüyoruz her şeyi, teknoloji diyince rahatlık,kolay iletişim,ulaşım geliyor akla. Ama öyle olmadı,teknoloji gelirken hayatı, huzuru getirmemiş aksine içimizdeki ruhu,canlılığı alıp götürmüş. Ulaşım yakınlaşmadı aslında, gittikçe uzaklaştırdı insanları. Aradaki bağları bir bir kopardı, sıcaklıkları buz yaptı, gözleri ırak, gönülleri tuzak yaptı. Ruhlar kalıplaştırılmış, çıkamaz oldu içteki düşünceler dışarı, akamaz oldu gözlerdeki yaşlar. Zavallılık gibi algılanmaya başladı akan her damla yaş, çaresizliğin göstergesi haline getirildi. İnsanlar aya bile gider gelir oldular ama yan komşularının kapısının rengini bilmiyorlar. İnsanların kalitesi, yüceliği, iyiliği, para ile ölçülür olmuş. Ne kadar paran varsa, işin ne kadar iyiyse, bilhassa toplum içinde ne kadar işe yarıyorsan değerin o kadar oluyor. Teknoloji buna bir çare bulamıyor… Komşuluk… eskiden yan evde oturan biri yoktu, yan komşu vardı. Karşı dairedeki bayan yoktu, komşu vardı. Mahalledeki her ev bize yakındı, her kapı bize açıktı. Eskiden teknolojinin getirdiği güvenlik sistemleri yoktu,sürmeliydi kapılar anahtarlar varsa da eşik altlarındaydı, alenen her kapı herkese açıktı. Okuldan mı geldik, annemiz evde değil mi, girerdik bir kapıdan. Niçin geldin sorusu yoktu, rahatsız ederim belki gibi bir düşüncemiz de yoktu? O ev de bizim evimizdi. Aç mıydık, ne varsa paylaşırdık soframızda, beraber yerdik yemeklerimizi. Evde kimsenin olmadığı zamanlar komşularımız defalarca zile basardı iyi misin diye, geç kaldık mı annemiz gibi hesap sorardı bizlere. Komşularımız birbirine yan gözle bakmazdı, herkes herkesin kardeşiydi. Kadınlarımız erkeklerimizin bacısıydı, her dertleri onların da derdiydi. Bir yere mi gidecek evin babası, gözü geriye bakmazdı bile. Bilirdi eşi, çocukları komşularına emanet. Eş bir yere giderken keder bırakmazdı hanımına, komşuları paylaşırdı can-ı gönülden… Aç insanlar, ihtiyacı olan insanlar öyle belediyelerce, yardım dernekleriyle ortaya serilmezdi. Sadaka taşları denen taşlar vardı, bunlardan Kastamonu’da örneklerini de görebiliriz. Gözden ırak yerlerde sadaka taşları denen taşlar olurdu. Bu taşların üzerinde bir oyuk bulunurdu. hayırseverler, yoksulların alması için para, giysi veya yiyecek gibi yardımlarını buraya koyarlardı. Gözden ırak olurdu çünkü yüz yüze gelmesin iyilikseverlerle, fakirler diye.Çünkü, âdet üzere yardımlar gece geç saatlerde sadaka taşlarına konulur, muhtaç olanlar da bu yardımlardan ihtiyaçları kadarını sabaha karşı alırlardı. Böylece alan utanmaktan, veren de gurur ve riyadan kendini korurdu. Şimdi bunu görebiliyor muyuz peki?bizdeki komşuluklar böyleydi. Uzun kış geceleri, renkli kutunun karşısına dizilmezdi insanlar, komşular toplanır, yüzük oynarlardı, sohbet ederlerdi, saate bakmazlardı, hadi kalkalım diye, onun evi soğuk, onun evi küçük düşünceleri yoktu, hep birlikte anın tadını çıkarmak vardı. Bir sıcak çay hepsine kafi gelirdi. Kısacası, komşuluk kardeşlikti,samimiyetti, akrabalıktı, paylaşmaktı. Teknolojinin götürdüğü ama getiremediği belki de tek şeydi…. Aynı sokak ismini paylaştığımızı unutmamak dileğiyle… FİLİZ KÖYLÜ 07.02.10
Bu habere toplam 5 yorum yazılmıştır. hamide demirci
[ 13 Temmuz 2010, 10:11 ]
canım aylar sonra denk geldim yazına.gerçekten çok güzel bir konuya değinmişsin....çok da güzel yazmışsın.tebrik ederim.yüreğine sağlık..
Nazım KILIÇ
[ 09 Haziran 2010, 11:36 ]
Mehabalar Filiz Hanım Bir yazıda Daday İlçemize Bir Meslek Yüksek Okulu veya Fakülte Açılması İçin Yazsanız Çok Güzel Olacak Daday Merkeze 30 Km olmasına Rağmen Çok Geç kalındı 1 lise ve imamhatip lisesinden başka okul yok daday orman fidanlığına veteriner faültesi çok yakışır
Ahmet DEMİRTAŞ
[ 30 Mayıs 2010, 13:09 ]
Filiz hanım yazınızdaki o günleri yaşamış birisi olarak.yazınızla O günleri bana yeniden yaşattığınız için size çok ama çok teşekkür ederim.Günümüz insanındaki ruh halinin o günlere dönmesi dönebilmesi için neler vermezdim.Kalemine sağlık.Başarılarının devamını dilerim.Sağlıkla kal.
|
HAVA DURUMUDÖVİZ BİLGİLERİYEMEK KÖŞESİHABER ARASON YORUMLANANLARSAYAÇ
|
||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||